Belki de apolitik fenomenlerden tiksinmiyoruz. Belki de böyle bir dünyayı filmlerde bile izlemedik. Belki de böyle şeyler yalnızca dünyalarda olur canımın içi. İskambil kağıtlarıyla oynanan oyunları bilmiyordum. Belki eski dostlar görürdük sokaklarda yol açtığımız. Saça göre tarak bulamazsak anadilde çekeriz acımızı demiştim. Çiban kalbimizde çilelerin içinden çıkıyordu o zamanlar. O zamanın aşkıyla iyi aşık olmuştum demişti şayir.Ha unutmadan; İçinizdeki İrlandalı da bendim, gezdiriyordum. Sitkom dizilerin efektleri gibiydi gülüşlerimiz. Esnaf lokantalarından karanfil kokan ağzımızla yaktığımız sigaraların dumanı, kirpiği kaşına değen kızların serabını gösteriyordu. Dünyanın en Allahsız şehrinde hayal kurmaya çalışıyoruz. Kimyamız değişmesin diye metropolde boğduk gençliğimizi. Dünya bir tiyatro dekoru olsa da fonda Müslüm çalsa ..
Hayat bizi pezevenklerin elinden kurtarmasa da remix yapılan gülüşlerimiz vardı. Kral Tv'nin alt yazılarındaki sms ler gibiydi gidişin. Cansever'i pek severdi babam. Beyaz Broadway'ini (yeni kasa 95 model) satarken "beyaz kuşum gitti" demişti. Babamın beyaz kuşu gitmişti belki ama paranoyak şehirlerin şizofren belediyeleri Müslüm Gürses'in beyaz takım elbisesinin kana bulanacak kadar yediği dayakları yazlık sinemalarında yayınlıyorlardı.
Saçlarını dağıtırsın rüzgarlara bırakırsın sonra feryad edersin çığlığın boşa gider. Bu puştlaşan sevdaları; üreme organlarının zeki insanlara gösterdiği serap diye tanımlıyordu kafası trilyon olan adam.Biz kutu kutu pense oynamayan çocuklardık oğlum anlatabiliyor muyum? Ama gene çığlıklarımız boşa gidiyordu.
Gönlünüzde otopark sorunu varsa harama helal katmışsınızdır. Rakıya su katmak gibi? İslam filtresinden geçiremediğimiz sevdaları bence putlarından geçirip harmanlayınca cigarayla iyi gidiyordu. Fıkhen yasaktı seni sevmek ama bence güzeldi. Put oldun ama helvadan değil, taştan.
Kabahat sende değil seni sevende de değil.Kabahat, canını dolgulu dişine takmaya çalışırken benim mahsülüm öldükten sonra mı diye şovmen çiftçide. Kabahat, göz ardı edemediği şeyleri koltuk altı yapıp sen sabahları gözünü ovuştura ovuştura trilyon kafayla durağa gittiğinde sabahın köründe kalkıp (sabahın körü mü olur aq? ) makyajını yapmış kahvaltısını etmiş at gibi yellenen kızlarda. Kabahat, yolsuzluk iddalarına ayfon kılıfları üreten kaymakamlarda.Kabahat öğrenciye hayr yapıyorum diye ümmetin malını deri koltuklara on numara mobilyalara harcayıp bu hayrı gene İslamcı öğrencinin cebinden çıkaran yılların teşkilatçısı başkanlarda. Kabahat önce Amerika'da sonra İsrail'de.Kabahat kokakolayı tersten okuyan orospu çocuğunda.
Şimdi tekrar ne yapsam dedritme bana Yarabbi şimdi tekrar ne yapsam dedirt.
İlkokulda öğretmen ünlem işaretini; "heyecan verici cümlelerin sonuna konur hadi örnek verin bakalım.." dediğinde herkes "Eyvah, oley, harika,mükemmel..." gibi ifadeler kullanırken biz tekbir getiren,ezgiler marşlar söyleyen niteleme sıfatı olmayan Müslüman çocuklardık.1 yeni etkileşim olsun istedik açıköğretim hayatımızda. Sevdalar aldı beni ezgisini en güzel söyleyen ben miydim neydim. Bir anda kendimi bin tane salak subay çocuğunun karşısında bulurken.Keşkelere tecavüz edebilen bir kelime olsaydı "başımızın" tacı yapardık elbet. Annesi izin vermediği için anarşist olamayan çocukların Demirkubuz filmleri izleyip izleyip sahne-karakter yorumları yaparak karı kaldırdığı günlerdi. İnsanların farklı olmak için sıradanlaşmaya çalıştığı zamanlardan bahsediyorum evet.Bugün Alaaddin'in sihirli lambası çıksa gelse trafik kilitlenir anasını satayım. Zamana bir çentik atma şansımız olsa Cilalı taş devrine atardım misal. Artık kimse üçüncü sayfa haberlerinden bahsetmiyor.Ülke gündemi yıldızlardan büyük değil ki...Milli irade bizi de sevsin. Zencilerin ve Kürtlerin kendileriyle dalga geçtiği bu yüzyılda konjonktüre sövün ve hayata random gülün.
Yazları kurak ve acılı kışları soğuk ve üzücü geçen coğrafyaları yiyelim bize bir şey olmasın derken, son tek hüznümüzü de döndük bizimkilerle bugün. Dönüşler ve vedalar her zaman dondurma kutusunun içinden çıkan biber salçası olmaz elbette. Şehirler arası otobüslerin mola sancılarında izlediğim bir filmde diyordu adam: "Lan bir daha görmeyeceğin insanlarla neden vedalaşıyorsun" diye. Bir daha çekmemeye azmettiğimiz acılarımızı, bir daha görmeyeceğimizi bilsek vedalaşmaz mıydık ulan?
Hava güzel,zemin acı çekmeye müsait tribünler tıklım tıklım dolu ve Çare Drogba ise biz çekilelim kahpe hayat yapsın muz ortasını. Uykudan uyanıp ince uçlu şarj aleti ararız ama teheccüd aklımıza gelmez be Kamil. Sabah uyandığımızda gökyüzüne değil de telefon ekranlarına bakıyoruz lan Jale.
Teheccüd kelimesinin altını kırmızı ile çizen blogspota da sövelim ulan. Sövelim dağa taşa bayıra. Sövelim Ahmet Kaya çalmayan mekanlara. Sövelim ulan asgari ücretle kendi aralarında yüzük takan fabrika işçisi muhafazakar tosunlara. Sövelim Albert Camus'ya, sövelim bu köle düzenine. Sövsenize lan. Ya da durun sövmeyin sizin günahınız da çekilmez, ben söverim zaten şeriatın kestiği tırnak uzamaz.
Fikri telakki yapamayacağım kadar soğuk, götümün buz tuttuğu bir Finlandiya günüydü. Neyse,bindim metroya indim lojmanlarda. Yürüdüm yürüdüm, elimde karanfil vardı yaprakları buz tuttu. İlk gördüğüm konteynıra attım lanet bitkileri.Ağzımın üstünde bıyığım vardı buz tuttu onun biraz üzerinde sümüğüm vardı o da buz tuttu. Vardım dergahına yara dilendim. Merdivenlerden çıktım 9 numaraya iki defa tıklattım. Ses yok bir daha tıklattım gene ses yok. Çantamı kucağıma alıp oturdum oraya. Sonra sızmışım, yarım saate uyandım. Zile bastım tokmağa vurdum, tokmağa vurdum zile bastım.Açan yoktu.Ses de yoktu. Tekrar dışarı çıktım. Köpekler vardı, az ilerde bir park buldum oturdum. Saatler geçiyordu hem sinirliydim hem şaşkın hem öfkeli hem aç hem susuz hem de kasvetli. Yaklaşık 2 saat parkta bekledikten sonra tekrar yokuş yukarı olan sokağa tırmandım. Apartmanın önüne geldim. Baktım yukarıdan bir gölge geliyor ufacık adımlarıyla acele acele nefes nefes kalmış bir yavru ceylan silüetinde. İlk gördüğümde sırtında siyah bi sırt çantası vardı.Durdu bana baktı anahtarları cebinden çıkardı sonra tekrar baktı. Hayvan gibi kahreden bir gülüş attı gözleri gülüyordu anasını satayım. Arefe günü memlekete bilet bulmuş Kırşehirli mevsimlik işçi gibi gülüyordu.Ama sessiz,çıt çıkarmadan sadece bakarak gülüyordu. Sonra ben o gülüşü görünce. Götümün,bıyığımın,sümüğümün ve içimin buzları eridi anasını satayım.Ömer öfkem, aygırlaşan sinirim ve bilimum olumsuz sinir stres bir anda gitmişti o bakışla. Apartmandaki o yeni boya kokusunu hala duyabiliyorum.
-Onur bey burası personel odamız burada sigara çay içebilirsiniz, tabi önce bana söylerseniz daha iyi olur ısısısısı (hoyrat ve yapmacık bir kahkaha ile) -Tabi Cemşit bey. -Evet,burası da depomuz askılar falan var gördüğünüz gibi.İlerleyen dönemlerde siz de burayı daha iyi tanırsınız zaten.Şu oda da lavabo ama sakın müşteri kullanmak isterse izin vermeyin sadece personelimize aitttir lavabomuz. -Yani sadece biz zıçabiliyoz? (ahahahaha) -Şurası da reyon bilgisayarımız burada mağazamızda bulunmayıp diğer şubelerimizde bulunan ürünleri görebilirsiniz.Bilgisayarla aranız iyidir inşallah ısısısısısıs ? -Evet evet derdimi anlatacak kadar biliyorum. -Şimdilik bu kadar yeter tekrardan hayırlı olsun Onur bey. Başlayabilirsiniz takıldığınız yerlerde bize sormaktan çekinmeyin lütfen. -Ben teşekkür ederim Cemşit bey eyvallah.
1.78 boylarında gözlüklü embesil bir tip Cemşit bey. Reyon flusuymuş (yönetici gibi bir şey sanırım).Sabahtan akşama kadar boş boş geziyor bir bok yaptığı yok.İlk günden canımı sıktı,aşırı derecede emir kipi kullanıyor. Maria hanım, at gibi tabir ettiğimiz cinslerden.Muhtemelen bekar ve sevgilisi var.Yanılmıyorsam sevgilisi aldatıyor. Evde kalacak gibi. Nurettin bey 1 , güler yüzlü samanyolu dizilerinde oynamış gibi nur yüzü var ama içini bilemem tabi. İniesta yok mu ya? Hah onun gibi bi şey. Çok tatlı bi adam.Allah bozmasın Nurettin bey 2, bu da Yeşilçam filmlerindeki kötü adam rolünden fırlamış ikinci mağaza müdürü. Tam anlamıyla aktör. Sağa sola sürekli "clark" atıyor. Necmiye hanım, iki hafta önce işe girmiş. Kısır gününden fırlayıp gelmiş gibi bir havası var.Aşırı salak. Remzi abi,şirketin temizlikçisi, gelen geçen eziyor.Yeni olduğumdan ses çıkarmıyorum ilerleyen zamanlarda bu gidişe bir "stop" diyeceğim.
Yorucu ve sıkıcıydı. Tipler karikatür gibi sanırım her gün bir öykü çıkarabilirim bu iş yerinden to be continued........