en güzel şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
en güzel şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2013 Pazartesi

Ömer Seyfettin- Kaşağı

    İlkokulda öğretmen ünlem işaretini; "heyecan verici cümlelerin sonuna konur hadi örnek verin bakalım.." dediğinde herkes "Eyvah, oley, harika,mükemmel..." gibi ifadeler kullanırken biz tekbir getiren,ezgiler marşlar söyleyen niteleme sıfatı olmayan Müslüman çocuklardık.1 yeni etkileşim olsun istedik açıköğretim hayatımızda. Sevdalar aldı beni ezgisini en güzel söyleyen ben miydim neydim. Bir anda kendimi bin tane salak subay çocuğunun karşısında bulurken.Keşkelere tecavüz edebilen bir kelime olsaydı "başımızın" tacı yapardık elbet.
    Annesi izin vermediği için anarşist olamayan çocukların Demirkubuz filmleri izleyip izleyip sahne-karakter yorumları yaparak karı kaldırdığı günlerdi. İnsanların farklı olmak için sıradanlaşmaya çalıştığı zamanlardan bahsediyorum evet.Bugün Alaaddin'in sihirli lambası çıksa gelse trafik kilitlenir anasını satayım. Zamana bir çentik atma şansımız olsa Cilalı taş devrine atardım misal.
    Artık kimse üçüncü sayfa haberlerinden bahsetmiyor.Ülke gündemi yıldızlardan büyük değil ki...Milli irade bizi de sevsin. Zencilerin ve Kürtlerin kendileriyle dalga geçtiği bu yüzyılda konjonktüre sövün ve hayata random gülün.


20 Şubat 2012 Pazartesi

Sen İnsan Değilsin İsmet


Sevgilime İftira
Dudaklarından kalkarken boynun kurcalar beni
bir yanımı kara çıbanlara saldılar,ıslak
bir yanım hiç ayrılmamıştır,gümeçlerde saklıdır
ondan ki nefret içinde omzunu okşuyorum
ama bana şimdi gerçekten zor gelen şey
bir grevin çocuklara kazınmış izlerini hatırlamak
sözlerimi etime bastırıyorum
içimde çalılıkları yaran bir postalın tortusu
benim bu sası karanlığa zorla,zorlayarak
tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu
yeter ki
sağlam senetler verilmiş sanılırken aşkı karartmak için
sen bir daha beni saçlarınla sıyır
ağdalanmış sevincimi hışırdat,bunu yapabilirsin
çünkü bütün bankalar,silah fabrikaları
her gün bacaklarımıza sırnaşan kara köpük
senin sessiz gururunda homurdanan tufanı
hesabetmiş değil
bilmemişler hıncımın yaban otlar suladığını
çalakalem sevebilmek elimden gelmiyor
belki evet
onların mühürlerini kımıldatan barut dumanlarını
solumaktan biraz çopurlanmıştır sesim
senin göğsünü ağartırken yıpranılacak elbet
bakışlar tozlanacak dolukmuş sofalardan
ezikliğin şehveti yayılınca
taptaze yaşlanmayı da öğrenmem gerekecek
iştedir yalanı seyreltiyor uykusuzluklar
aklımın köşesinden atlılar geçiyor
değil mi ki beni şımartan gökyüzüdür
ve ben o tanyerlerinin sulbünden gelmekteyim
hiç bir dostumu kalebent saymam parmaklıkların ardında
kan değildir dostlarımın çakrışına bulaşan
kan değil,mürekkep lekesi ben bilirim
çünkü birgün gerçekten kan aktığında
ölüm çiçeklerin yırtıcı dülgerliği sanılacaktır
karaysam şimdi öfkenin payı vardır karanlığımda
aşktandır titrediğim eğer ki titriyorsam
sözlerim öcalan ağza misvak,iyice anlaşılsın
bu dağlanmış toprağa süzülen ayaklarımdan
keşke kan olsa
o zaman
senin çardağına çıkarken
karıştırırken şarapla kendimi sana
varsın gün geçtikçe herşeyde biraz kahır
biraz bakır çalığı olsun lokmamızda
bana soru sor artık
beni kurtarma,konuştur
beni yaz geceleri patlayan sağnaklara bağışla.