2 Mart 2014 Pazar

Kale Arkası

  Hiçbir zaman çözemeyeceğiz annemizin düğümlediği poşetleri. Celladımıza gülümserken verdiğimiz pozları profil fotoğrafları yapınca köprüden atıldık mahzenlere.Afiyet olsun diye yemek getiren kuryelere; “gel beraber olsun” diyen adamlardık en nihayetinde.Ne zamana ayak uydurabildik ne de halaya. Ne halay başı olabildik, ne de mapusa duvar.

  Sevdalarımız sevda olmadı, cefalarımız cefa. Tabipler el çekti bizden. Herkesin tanıdık olduğu yerde yabancı olduk. Ayak bastığımız köprü kurudu. Karıncanın karşısındaki mazlum ağustos böceği olduk. Sıra bize gelince mesai bitti. Kaza yaptık hava yastığı açılmadı. Sigara yaktık otobüs geldi. Mahzunnin yıldızı kaydı göremedik. Nuh’un gemisine bilet bulamadık. Karaborsaya düştü umutlarımız. Ensar olduk muhacir bulamadık. Fransa olduk ihtilal oldu. Azınlık olduk ayakkabımızın deliğinden vurdular.
Müslüm Gürses avamın arabeskçisiydi Orhan entellerin.

 Modernizme söven herkesin kravatı neden çok pahalıydı. Hüzün kitaplarına önsöz olmuşuz. Mutluluğa dansöz.”Yalan hiç yıkılmayacakmış gibi görünür” diyor Ataol Behramoğlu.


  Hayat Mardin kapısıydı biz de atlayamadık..


26 Ocak 2014 Pazar

Dünya Xayine

    Folklorik olarak saygı duyduğunuz totemleri bir kaşık suda boğayım.Unutulmaya yüz tutmuş sancılarınızı geri dönüşüm kutusuna atmayın bana verin. Karşıdan karşıya geçen arkadaş grubunda herkesin koşarak geçip zalimce güldükleri karşıya geçemeyen çocuk kadar korkak, annemiz üzülmesin diye ölmeyecek kadar cesur çocuklardık biz. 


   Memlekette piramit adında bir giyim mağazası vardı ben çocukken. Oraya babam bizi bayramdan bayrama götürür, pantolon ve kazak aldırırdı.  Üçüncü olacak bir mont,ayakkabı alma lüksümüz yoktu. Pantolon ve kazağı da babam seçerdi hippi işi giyinmeyelim diye. Ben biraz daha şanslıydım zira kardeşim hep benim eskilerimi giyerdi. O mağazada tam kasaya parayı ödemeye giderken babam biz sevinelim diye parayı bize verir kendisi dışarıda bizi beklerdi. Kardeşimi tokatlar ben öderdim artislik olsun diye. Ancak kasiyer kadın ürünleri poşetlerken 4 çeşit poşet vardı. Ben bir tane poşeti çok severdim. Koyu kahverengi karton bir poşetti.Üzerinde kocaman bir sarı piramit vardı muazzamdı. Biz sıra bize gelene kadar ben hep o poşete bakardım. İnşallah kıyafetlerimizi o poşette verir diye. Bizden önceki herkese o poşeti verirdi cadı sila kılıklı karı. Sıra tam bize geldiğinde "o poşetten istiyorum" diyemezdim. Hep içimde patlardı. Her bayram o poşetin burukluğunu yaşadım. Her defasında naylon poşetle eve dönerdik. 

   Arda arda sıralanan sıradanların arkasından içimizden seslenirdik, diyemezdik dilimizin ucuna gelen her ne ise. Ağzımızı açsak kurşun yiyecektik. Yayınla kaydet taslağa döndürdü bizim hayatımız.

 Ezra pound ;" Kafamız üzüntüyle dolu, acımızı kim anlar? / 'Üzüntümüz büyük, ama dönemeyiz ülkemize" diyerek özetlemiş mevzuyu. Kabristana yalnız girecek lüksümüz yok,o poşetle girebilirim belki alan olursa. Acılarımız en büyük yoldaşımız en nihayetinde. Su veren itfaiye memuru biz olduk hep bize küfretti neyzen. Konuşmak harcımız olmadı bizim. Metropollerde boğduğumuz gençliğimiz, nasr tutan ayaklarımız gece tarifesi oldu. Bizim yarışmada kazanmak acılı ve sorunluydu önemli olan ölmekti. 





23 Aralık 2013 Pazartesi

Demeden edemedim.


          Köpek sesleri bir harfe nasıl dokunur bilmem ama hüznü pompalayan şey hüznün gene kendisi. Satır başlarına koyduğumuz acılarla, başa taç olan acılar aynı üzümün iki çekirdeği. Yaşlanınca ellerin titrer diye çocukken ellerimi kıtlatmaktan vazgeçmediğim için mi bütün bunlar? Yoksa kepeğe karşı etkili acılarım var benim. Şimdi, bir neden sorusunu bir algoritma içinde değerlendiremiyorum. Neden olgusu tüm kavramlardan uzakta tutulmalı. Önemli doğal alanlar ve türler kapsamına alınmalı. Çerçevelettirip gökyüzüne asılmalı. Çünkü gerçekten bitmeyen neden yapmışlar. Çünkü gerçekten nedendir bunlar diyoruz. Çünkü gerçekten neden diye sorma fırsatını bize veren Şey ile tekrar tekrar hata yapma fırsatını verenle aynı. Piç hayallerim var demiştim zamanında. Sefaletin,acının,mazlumiyetin,aileden izinsiz içilen sigaranın, kardeşinin gelecek kaygısının, üzdüğüm insanların, tahta masaların, sebepsiz sancıların, gavurların kavramlarının, bilgi kirliliğinin, iletişim problemlerinin, toprağın ve gecenin ayakkabı kutularından yaptığı kulübenin de içinde olduğu piç hayallerim. Yaradan intiharı ve otu haram kılmasaymış ne güzel olurmuş diyorum bazen. Bundandır size duygularımı ifade etmeye çalışmamam.
           Her defasında diye başlayan cümlelerin devamı bumeranga gidiyor. Etkisi kısa süren sevgilerin dayanılmaz vurdumduymazlığı beni derinden yaralamıştır hep. Bir sahil kasabasında emekliliği geçirmek için sarf ettiğimiz çabalar dünyanın en gereksiz ve en aptalca çabaları. Yeni bir sekmede sana bakmak. Hayat mücadelesi diye bir şey olmadığı gibi geri alınan,ceterele ze yapılan tüm sakso cümleler bile ikna edici değil. İkna edici olan ikna..Kesinkes emin olduğumuz karakter ve kişiliklerimizin kavramlarını bile karıştırmışız. Hamd olsun üzgünüz kalıbını şantiyede kim kalıba soktuysa o ustanın nasr tutan yüreğini öpeyim.

            Acı parantezine alabilme fırsatını bize ver. Yanlışın doğruyu, zulmün adaleti, kötünün iyiyi, siyahın beyazı siktiği şu dünyada, bunların doğurduğu piç kavramlar bizi yönetiyor. Sahra çölü kadar sahte olan fırsat eşitliği neden sorularına bir cevap olabilir mi? Acı kendinden daha büyük bir kavram doğurabilir mi sorusu sekizinci sınıf pozitivist tavırlar olmasaydı o doğan veya doğabilecek olan şeyi ekmeğe bandırıp yerdik. Adam yüreğinin neler doğurduğunu bilmek için, anadan,babadan,yardan geçmek değil de; küçük hesaplardan,ya ben napıyorum acabalarından ve tüm olumlu hallerden beraat etmeniz gerekir. İkna edici olan intihar girişimi onunla göz göze gelmek değil de bir sobalı evin çocuklara kazınmış izlerini bulmak olabilir.


                             

14 Aralık 2013 Cumartesi

El kahrını gene bögün yudan oldum..

        Doğarken kulağımıza Müslüm okudular herhalde.  Gene son güne bıraktık ölmeyi. Yakarsa bu dünyayı Şafiiler yakar diyordu Königsberg'li. Şarjın yüzde yüz olmadan evde çıkarsın ya hani, eşek oturur gibi bir telaş vardır üzerinde; hah o değil işte. İsyan ahlakı diye bir şey var mıdır bilmiyorum ama ahlaksızlık isyan olmamalı. Mahsun bir ifade yok insanlarda. Herkeste bir telaş, bir fenalık ,bir küflenmiş biber salçası tadı. Buz tutan anılarınızı hohlayarak canlandırabiliyor musunuz siz? Ben denemedim.
         Ömrümüzün beğenmediğimiz kısımlarını editleyebilseydik bir ömür vakit isterdim buna. Hüzün viraliyim sanırım bu hayatta. Bahtımızı kim siyaha boyadıysa iyi boyamış, tinerle bile geçmiyor Sıfır dokuz uç aradığımız günlerin samimiyetini özler oldum. Sarı,turkuaz mavisi, kırmızı Atlas uçlu kalemler vardı yirmi sekiz Şubat döneminde. Odam kireç tuttuğu için mi yüzüm gülmüyor acaba? Nedendir bilmem bir beşerin bu kadar beşer olabilmesi. Zulüm ve sevgi aynı çeşmeden akıyorsa bize neden hep kireçli su geliyor ulan. Geçtiğim yollardan geri dönerken yollarda kalan gözlerimi buluyorum.
         Kahve masasında geçirilen hayatlar var. Mesela samimiyetten gökyüzü yapsalar, güneşi kahve masasının yeşil örtüsü olurdu. Bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için sallanan bir masanın altına kağıt koyulmaz Yılmaz, eski gazete koyulur. Rabbim beni sev.Kaleciyle karşı karşıya bırakma, biliyorum, çok farkla auta atarım.




                   
             

7 Aralık 2013 Cumartesi

Taslak Oluşturdum


       Capslock tuşunu açık unutmuşum yüreğimde. Bazen babamı özlüyorum. Bazen fazla alıp yemediğim ekmeklerin ertesi güne küflenmesini. Masaya yapışmasın diye demliğin altına koyduğum bültenlerin samimiyetsizliğini. Ara sıra tırnak içine alamadığım alıntıları düşünüyorum. Hata yapma fırsatını Adem'e vereni.. Bir harfin cümle içerisinde gizlenmesini. Cevap hakkı doğmuyor acılara lâkin..
       Kaşın gözün gereksizliğini, ötekileştirenin ne olduğunu. Ötekileştirmeyenin ne olduğunu. Dağlardaki keklikleri. Hazır mantıdaki kekikleri. Sağ omzumdaki melek okuma yazma bilmiyor. Orta Asya çingenelerine üzülüyorum. Alternatif acılar yeğliyorum. Alternatif sızıları. Alternatif olan ne varsa arıyorum. Başka dilde acıyı. Eski dilde yarayı. Allah kuluna kâfidir ama galü belayı hatırlamıyorum.
       Güncel hayat devam derken,yürürken,nefes alıp verirken,şükretmeyi, yetinmeyi sabretmeyi istiyorum. Yetinmeye yetinemiyor,sabretmeye sabredemiyorum. Bir su damlasının dörtte birinin ne kadar kaypak olabileceğini pasta dilim grafikler gösteremiyor mesela. Bileklerim ince ancak cilve de, kaderde eğreti duruyor. Bir son dakika haberi ile bölünsün istiyorum her zerrem. Parçalarım dahi bulunamasın. Bu kadar yaşanacak ne vardı sahi.
           Ertesi güne erteleyeceğim, yaşanmadık kaygılarımın üzerini de gazeteyle örtsünler. Cenazem yıkanmasın. Daha dün düş aldım.




                                      

29 Kasım 2013 Cuma

Turist



    Cumada siyahi afro bir gençle omuz omuza saf tuttum. Genç baştan tırnağa siyah abi, kapkara çocuk. Hayatımda ilk defa bu kadar siyahi biriyle tanıştım.İki tane telefonu vardı elemanın, ikisini de önüne koydu.Hutbeyi siklediği yoktu. Bitse de telefonlarıma kavuşsam bakışları atıyordu sağa sola. Şafiiydi. Islak ayaklarla yaşlı amcaların üzerinden geçtiği toz ve nemden oluşan hasıra baş koyduk, sadece O'nun önünde eğilir bu başlar diyerek. Davulların, deflerin ve caiz olmayan kına gecelerinin. Mevlüt okumaktan ciğeri solan ön lisans ilahiyat mezunlarının.Potansiyel çakmak hırsızlarının,suratsız esnafların, kafiye özürlüsü yeraltı edebiyatçılarının, anasına bacısına sövdüğüm sokup sokup çıkardığım fanzinlerin dahi anlam veremeyeceği bir olaydı bu, muazzam bir olaydı.
    Kanallar ve mavi bulvarlar boyunca hep normallik üzerinde düşünürdüm paytak adımlarımda.Gereğinden fazla normal davranmak, mesela siyahi biriyle karşılaştığınızda muhabbet etmek ve tanışmak durumunda kaldığımızda gereğinden fazla normal davranmak. Neden kelime israfı yapıyoruz. Neden o adama normalin üzerinde bir tavır sergiliyoruz ulan? Neden?
     Ekmek yerken, yürürken, sikimsonik acıları yaşarken, bir sabah ezanını , bir peygambere sövgüyü, bir misket bombasını, bir polis faşizmini , çocuk ölümlerini, siyaseti ve politikayı , kaypaklık ve menfaaat dolu müslüman kardeşliklerini , ümmetin malını öğrenciye satan teşkilat başkanlarını, tecavüzleri, alnında seccade nişanı olan faizhane baronlarını, leş şiirleri, ölüyü dirilten karıları, isal olup varoluş sancısı çekiyorum diyen gavatları, yaşamın tüm ihtimallerini, ataerkili dilinden düşürmeyip, ilk okuduklarıyla ana babasını tekfir eden islamcı kızları, öğrenci işlerini, evleri işaretli Alevileri, İsmet Özel'i, Ataol'u, Azam Ali'yi, Cey Cey Okoça'yı , susamın Hon Kong borsasındaki durumunu .. Neden normalin üzerinde karşılıyoruz. Neden kalü belada bunlar bize sinevizyonda izletilmiş gibi yaşıyor taklidi yapıyoruz. Neden kayda değer bir acımız yok ulan? Neden hayatı alttan alıyoruz. Neden her şeyi normalin üzerinde seyrediyoruz .
         Ben bu skalaya ayak uyduramıyorum, ben buraya ait değilim, beni bu hayattan çıkarın lütfen. Semt bizim ev kira, beden bizim ruh kira..

                                     

                   

17 Kasım 2013 Pazar

Elbet Bir Gün Fall To Pieces

                 Bugün projemi aldım. Sanırım üniversiteyi bitiriyorum. Belki de bitmeyecek. Umrumda da değil. Şivan Perwer Diyarbakır güzel örümcek ağı. Sevgilim ne zaman buluşuyoruz? Ne zaman yer bildirimi yapmaya kalksam taklalı güvercinler aklıma gelir. Ben seni hiç taslaklara kaydetmedim ki.
                Evimde üç tane ayım var. Elli kuruş atıp kazanmıştım makineden. Gene de isyan etmediler. Bim' den aldığım hazır salep içiyorum tadı bok gibi. Böyle bir roman havası olsa da oynasak diyorum çatır çutur varoluş sancılarımıza derman olsa. Gelecek kaygısını tereyağı ile kavurunca harika oluyor. Teyzemde Teoman'ın "17" adlı kaseti vardı yadıma düştü birden.
                Hayat ve ölüm arasında bir denge var. O dengeyi manevi bakış açısıyla yorumlayınca hep bir kasvet oluyor içimde. Aynı dengeyi materyalist kafayla kurmaya çalışıyorum hep bir eksiklik oluyor. Bu denge beni  yoruyor. Bu denge acıtıyor. Bu denge beni sikiyor. Ağzıma alıyorum bu dengeyi. Bu dengenin ve tüm dengelerin zulümlere ait bir dekor olduğunu düşünüyorum. Kurbağa sikko bir öpüşle prens oluyor aklınız alıyor mu bunu? Benim de aklım bu dengeyi almıyor işte. Benim bir yanım yaprak dökmüyorum her yanım yaprak döküyor. Güzel dostlarım var ama bana ait değiller. Orospu çocuklarını piyasadan çeksek işsizlik problemi biter. Hayatın skalası çok hızlı abi çok hızlı. Her zamankinden sonsuz kat daha hızlı dönüyor dünyanın tekerleri. Her zamankinden daha fazla giriyor bir yerlerimize. Yaz saati uygulamasına dönsek de ömürlerimizi bir ömür ileri alsak..